5187 Sayılı Basın Kanunu Hükümleri Uyarınca Süreli Yayınların Yayımında İzlenmesi Gereken Usul Kuralları

Av. Murat TEZCAN

tezcan@ankarahukukburosu.org

Basın Kavramı ve Dünya’daki Gelişimi

Basın, fikir ve haberleri yaymak amacıyla günlük, haftalık veya aylık olarak düzenli aralıklarla yayımlanan gazete ve dergilerin tümüne verilen isimdir. Elle yazılan gazetelerin uzun bir geçmişi olmakla birlikte, basın kavramı ancak son birkaç yüzyıl içinde, bugünkü düzeyine ulaştı. Basının toplumda oynadığı etkin rol, uygarlık düzeyiyle orantılı olarak sürekli arttı. Ancak basının, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin yanında bir dördüncü güç olarak yer alması, uzun ve yıpratıcı mücadelelerden sonra elde edildi. Tarihte ilk olarak yazıyla haber verme işine Romalılar zamanında girişildi. Julius Sezar tarafından kurulan “Acta diurna” önemli haberleri halka bildirmek için alanlara asılan bir tür duvar ilânıydı. Bu yöntem daha sonraları “özel mektuplar”a dönüştü. Merkezden taşradaki tanıdıklara yazılan bu özel mektuplarda günün olaylarını vatandaşlara bildirmek amacı güdülürdü. Ticarî ve politik yaşam geliştikten sonra, özel mektuplar büyük bir önem kazandı. Böylece bu mektuplarda yalnız para ya da malla ilgili haberler değil, günün başlıca havadislerine de yer veriliyor ve halk önünde açıktan okunuyordu. 16. yüzyılda çok ünlü olan bu mektuplara türlü adlar verildi. Örneğin Venedik’te, böyle kâğıtları okuma karşılığı olarak en küçük Venedik parası olan bir “gazetta” ödendiği için “gazete” adı buradan kaldı. Matbaanın bulunmasıyla bu mektupların büyük ölçüde çoğaltılması sağlandı. Bugünkü anlamıyla, ilk gazete, 1609’da Strasbourg’da yayımlandı. Haftalık olan bu gazetenin adı “Avisa, Relation oder Zeitung”du. Ondan sonra Avrupa’nın diğer kentlerinde de ilk gazeteler yayımlandı. 

Türklerde Basının Gelişimi

Bizde ilk Türkçe gazete Sultan Mahmud’un girişimiyle, 11 Kasım 1831’de ve “Takvim-i Vekayi” adıyla yayımlandı. Önceleri hem resmî, hem genel haberleri yayımlayan bu gazete, öteki Türkçe gazeteler çıkmaya başladıktan sonra yalnız resmî haber yayını ile yetindi. İlk özel gazete, “Ceride-i Havadis” adıyla İngiliz William Churchill tarafından 1840’ta çıkarıldı. Bir Türk tarafından yayımlanan ilk özel gazete “Tercüman-ı Ahval”dir. Şinasi’nin yardımıyla, Agâh Efendi tarafından 21 Ekim 1860’ta yayımlanmaya başlandı. Şinasi, iki yıl sonra kendi gazetesi olan “Tasvir-i Efkâr”ı 27 Haziran 1862’de yayımladı. Bunu 1864’te Alfred Churchill’in “Ruzname-i Ceride-i Havadis”i izledi. Bu, her gün çıkan (cuma dışında) ilk günlük gazetemiz; 1862’de Münif Paşa tarafından çıkarılan aylık “Mecmua-i Fünun” ve Mustafa Refik Bey’in yayımladığı “Minat” da ilk dergilerimizdir. İlk mizah dergisi olan “Diyojen” 1869’da Teodor Kasap Efendi tarafından yayımlandı. Bugün tirajları yüz binleri bulan gazete ve dergileriyle basının elinde toplanan büyük güç, zaman zaman iki türlü tehdidin baskısı altında kalmıştır. Bunlardan birisi, kendi dileklerinin dışında kalan fikirlerin yayılmasını istemeyen yönetimlerin sınırlamalarıdır. Bu sınırlamalar sansür, gazete kapatılması, gazetecilerin baskıya ve hatta suikaste uğratılması gibi şekiller almıştır. İkincisi, basın özgürlüğünün kötü amaçlar için kullanılmasını önlemek isteyen hükûmetlerin yasal sınırlamalarıdır. 

Türk Hukuk Düzeninde Basına İlişkin Temel Düzenlemeler

Bu da bazı ülkelerde basın yasalarıyla, bazılarında da ceza kanununa eklenen maddelerle sağlanmaktadır. Türkiye’de basına hukukî bir düzen verme girişimi 1864’te başladı. Bu amaçla 1864 tarihinde yayımlanan ve 1 Ocak 1865’te yürürlüğe giren “Matbuat Nizamnamesi” ilk basın yasasıdır. Bu tüzüğün en önemli özelliği, hükümete, suç işleyen bir gazete ya da dergiyi geçici ya da sürekli olarak kapatma yetkisi vermesiydi. İkinci Meşrutiyet’in ilk yılında çıkarılan 1909 tarihli Matbuat Kanunu, 1931 tarih ve 1881 sayılı Matbuat Kanunu yürürlüğe girinceye kadar uygulandı. 1909 tarihli Matbuat Kanunu, özgürlük ilkesine uygun olarak bazı yeni hükümler getirdiyse de, Meşrutiyet döneminde de, kısa bir süre dışında, Türk basını özgürlüğüne kavuşamadı. 31 Mart 1909 gericilik olayı üzerine kurulan askerî yönetim, basını sansür altına aldı ve bu, ancak 1912’de Gazi Ahmet Muhtar Paşa hükümeti tarafından kaldırılabildi. Fakat 1913 yılı Ocak ayındaki Babıâli Baskını ile sansür yeniden canlandı ve I.Dünya Savaşı süresince basına askerî sansür rejimi uygulandı. Millî Mücadele’den sonra kurulan Cumhuriyet döneminde yeni bir basın yasası düzenlenmediği için, eski yasa 1931’e kadar yaşamakta devam etti, bu arada 4 Mart 1925’te çıkarılan “Takrir-i Sükûn Kanunu” ve 3 Mayıs 1925 tarihli kararnameyle, sıkıyönetim bölgesinde yayımlanan bütün gazete ve dergiler, basılmadan önce sansüre tâbi tutuldu. Ülkede durum düzeldikten sonra, yeni bir basın yasası düzenlemek zorunluluğu duyuldu ve 25 Temmuz 1931’de 1881 sayılı “Matbuat Kanunu” yayımlandı. Bu yasanın başlıca özelliği, gazeteciler için öğrenim koşulu koymasıydı. Gazete çıkarmak için hükümetten izin alma koşulu kaldırıldı. Bu yasayla hükümet, gazete ve dergileri, memleketin iç ve dış politikasına aykırı yayınlarından dolayı kapatma yetkisine sahip oluyordu. 1938’de bu yasada önemli değişiklikler yapıldı, gazete ve dergi çıkarmak isteyenlerden teminat alma usulü konularak basın özgürlüğü sınırları daha da daraltıldı. II.Dünya Savaşı’ndan sonra basın kanununda bazı yenilikler yapıldı. Öğrenim koşulu, teminat verme zorunluluğu, hükümetin gazete kapatma yetkisi kaldırıldı, gazete ve dergilerin ancak mahkeme kararıyla kapatılabilmesi esası kabul edildi. 1950 seçimlerinden sonra 1931 tarihli yasa kaldırıldı, yerine 24.7.1950 gün ve 5680 sayılı Basın Kanunu kabul edildi. Bu yasada basın özgürlüğünü sınırlamalardan uzak tutma düşüncesi egemen oldu, gazete ve dergi kapatma usulü tümüyle kaldırılarak basın suçlarının cezalandırılması yargı organlarına bırakıldı. 

Ancak 1950-1960 yılları arasında basınla ilgili yeni yasa hükümleri, özgürlükleri eskisinden daha fazla sınırlandırdı ve sert uygulamalar getirdi. 1961 Anayasası’nda, basın özgürlüğü, eski durumlarla oranlanamayacak ölçüde geniş tutuldu. Ancak, 1971’de yapılan değişiklikle basın özgürlüğünün çerçevesi daha belirli duruma getirildi ve eskisine göre daraltıldı. 1982 Anayasası’nın 28. Maddesi: “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak, izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. Kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dilde yayın yapılamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasa’nın 26 ve 27’nci maddeleri hükümleri uygulanır. 

“Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eden nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin her türlü haber veya yazıyı yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar...” demek suretiyle basın hürriyetinin sınırını çizmiştir. 

29. Madde: “Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz...” ifadesine yer vermekte 30. Madde, basın araçlarının korunmasını teminat altına almakta, 31. Madde, kamu tüzel kişilerinin elindeki basın dışı kitle haberleşme araçlarından, kişilerin ve siyasî partilerin yararlanma hakkı ve 32. Madde, kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hâllerinde düzeltme ve cevap hakkı hükümlerini getirmiştir. 

Ayrıca 6 Mart 1986’da 1117 sayılı yasada bir değişiklik yapılarak, 18 yaşından küçükleri “muzır” (zararlı) yayınlardan korumak amacıyla Başbakanlık’a bağlı bir kurul oluşturuldu. Bu kurulun kararına göre “zararlı” olduğu kabul edilen yayınların üzerinde “küçüklere zararlıdır” ibaresi bulunacak ve bu nitelikteki basılı yayınlar ancak 18 yaşından büyüklere poşet içinde satılabilecek ve açıkta sergilenemeyecektir.

5680 sayılı Basın Kanunu 26.06.2004 tarihine kadar yürürlükte kalmış ve bu tarihte 25504 sayılı Resmi Gazete’de yer alan 09/06/2004 kabul tarihli 5187 sayılı "Basın Kanunu" ile yürürlükten kaldırılmıştır. 

Süreli Yayın Kavramı ve 5187 Sayılı Basın Kanunu Hükümleri Uyarınca Süreli Yayın Yapılması Konusunda İzlenmesi Gerekli Usuller

Basın kanunu da süreli yayın kavramının, “Belli aralıklarla yayımlanan gazete, dergi gibi basılmış eserler ile haber ajansları yayınlarını” ifade ettiğini belirtmektedir.

5187 sayılı Kanun uyarınca bir süreli yayın çıkarabilmenin öncelikli şartı süreli yayının çıkarılacağı yer Cumhuriyet Savcılığı’na bir beyanname verilmesidir. Yayın sahibi ve yazı işleri müdürü tarafından imzalanan bu beyannamede yayının adı ve mahiyeti, hangi aralıklarla yayımlanacağı, yönetim yeri, sahibinin, varsa temsilcisinin, sorumlu müdürün ad ve adresleri ile yayının türü gösterilir. 

Bu beyanname karşılığında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beyanname ve eklerinin teslim edildiğini gösteren bir alındı belgesi verilir. Cumhuriyet Savcılığı tarafından beyannamenin incelenmesi sonrasında süreli yayına izin verilmemesi gibi bir durumun ortaya çıkması mümkün değildir. Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Süreli ve Süresiz Yayın Hakkı” başlıklı 29.maddesine göre “Süreli veya süresiz yayın önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.” 

Beyannamede Basın Kanunu’nda aranan unsurların bulunmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı beyannamenin verilmesinden itibaren iki hafta içinde eksikliğin giderilmesini veya gerçeğe aykırı bilgilerin düzeltilmesini yayın sahibinden isteyebilir. Bu istemin tebliğine rağmen, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde yerine getirilmemesi halinde, Cumhuriyet Başsavcılığı asliye ceza mahkemesine yayımın durdurulması talebiyle başvurabilir.

Ülkemizde süreli yayın yapmak isteyen kişilerin yapması gereken bir diğer unsur Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü’nde ISSN numarası almaktır. ISSN numarası, merkezi Fransa’nın Paris kentinde bulunan süreli yayınlar için verilmiş olan Uluslararası Standart Süreli Yayın Numarası (ISSN) olarak dilimize aktarılabilecek uluslar arası numaralandırma sistemidir.
Gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşları süreli yayın sahibi olabilirler. Gelir getirici işle uğraşması kanunen yasak olan kimi meslek gruplarına, tabi oldukları kanun hükümleri tarafından süreli yayın sahibi olabilme hakkı verilmiştir. Örneğin Avukatlık Kanunu’nun 12. maddesinin (h) bendi uyarınca “gazete ve dergi sahipliği”, avukatlık mesleğiyle birleşebilen işler arasında sayılmıştır.
Süreli yayın beyannamesinde yayının bir sorumlu müdürü mutlaka belirtilmek zorundadır. Bu bakımdan Basın Kanunu sorumlu müdürün taşıması gerekli olan unsurları açık biçimde belirtmiştir. Bunun yanında birden fazla sorumlu müdür tayin edilmişse, her birinin sorumlu olduğu bölümün açık biçimde künyede belirtilmiş olması gereğini ifade etmiştir. Sorumlu müdürde, Basın Kanunu’nun 5.maddesi uyarınca, 
a) Onsekiz yaşını bitirmiş olmak,
b) Türkiye'de yerleşim yeri sahibi olmak ve devamlı oturmak,
c) En az ortaöğretim veya dengi bir eğitim kurumundan mezun olmak,
d) Kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak,
e) Yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamak,
f) T.C. vatandaşı olmayanlar için karşılıklılık koşulu aramak,
gerekmektedir.
Aynı biçimde Kanun’un 6.maddesi de süreli yayının sahibine ilişkin bir hüküm getirmiştir. Buna göre süreli yayın sahibinin gerçek ve tüzel kişiler olabileceği gibi kamu kurum ve kuruluşlarından da oluşabilecektir.
Bu iki hükmün özellikle belirtilmesinin nedeni süreli yayın içinde yer alan yazı, haber ve ileri sürülen düşünceler nedeniyle ortaya bir uyuşmazlık çıkması halinde cezai sorumluluğun öncelikle eser sahibine, eğer eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ve ilgili maddede belirtilen sair durumlarda sorumluluğun öncelikle sorumlu müdürde olacağına ilişkin hükümdür.(Basın Kanunu m.11/2-3)
Bunun yanında Basın Kanunu’nun 13/1-2. maddeleri de basılmış eserle ilgili maddi ve manevi zararlar ortaya çıkarsa, hukuki sorumluluğun da eser sahibi ile yayın sahibinin müteselsil olarak sorumlu olacağı hükmünü öngörmektedir. 
Süreli yayınların, beyanname verildikten itibaren 1 sene içinde yayımlanmaması ya da yayımlandıktan sonra 3 yıl süreyle yayınına ara vermesi durumunda beyanname hükümsüz hale gelmekte ve beyannameye dayanarak süreli yayın çıkarma hakkı ortadan kalkmaktadır.
Bunun yanında süreli yayını basan matbaa(basımcı), süreli yayının yayım tarihinde süreli yayının iki nüshasını Cumhuriyet Savcılığı’na sunmakla yükümlüdür. Bu yolla, Cumhuriyet Savcılığı tarafından süreli yayımın yayım aralığı, yayın içinde kanunun aradığı unsurların bulunup bulunmadığı ya da hangi oranda bulunduğu konusunda inceleme yapılabilecektir.
Kaldı ki, yukarıda belirttiğimiz zorunlu unsurların süreli yayın künyesinde yer almaması süreli yayın sahibinin cezai sorumluluğunu doğurmaktadır. Süreli yayın künyesinde, Basın Kanunu’nun 4.maddesinde yer alan unsurların yer almadığı ya da yer alan bilgilerin beyannameye ya da gerçeğe uygun olmadığı Cumhuriyet Savcılığı tarafından tespit edilirse, yayım sahibinin konuyla ilgili ifadesi alınır ve yayıma ilgili eksiklik nedeniyle 15 gün süre içinde ödenmek üzere 500,00 TL ön ödeme cezası verilir. Bu süre içinde eksikliğin giderilmiş olması yeterli değildir. Yayımın verilen ön ödeme cezasını ödememiş olması Basın Kanunu’nun 4.maddesinin yollamasıyla 15.maddesi uyarınca sorumluluğunu doğuracaktır. Buna göre süreli yayınlarda sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili, beşyüzmilyon liradan yirmimilyar liraya kadar adli para cezasıyla cezalandırılma istemiyle Asliye Ceza Mahkemesi’nde süreli yayın aleyhine dava açılabilecektir. (BK m.15) (EK)
Aynı biçimde süreli yayının içeriği yerine Cumhuriyet Savcılığı’na verilen beyannamede var olan eksiklik nedeniyle yayının faaliyetinin 8.madde uyarınca belirli süreyle durdurulmasına karar verilmesi ancak usulüne uygun beyanname vermeden veya değişiklikleri bildirmeden yayına devam edilmesi halinde yayın sahibi, sorumlu müdür ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili birmilyar liradan onbeş milyar liraya kadar adli para cezasıyla cezalandırılabilecektir. (BK m.16)
Süreli yayının basımcı tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edilmemiş olmasının yaptırımı da üçyüzmilyon liradan bir milyar liraya kadar adli para cezası olacaktır.(BK m.17)
Basın Kanunu hükümlerine aykırılıklar nedeniyle açılacak davalarda zamanaşımı süresi günlük süreli yayınlar nedeniyle 2 ay, diğer yayınlar nedeniyle 4 aydır. (m.26) Bu davaların tümü ağır cezayı gerektiren suçlar hariç asliye ceza mahkemelerinde(m.27/1) görülecektir. Bunun yanında ilgili kanun uyarınca verilen cezaların hiçbirinde adli para cezası hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülemeyecektir. 

KAYNAKLAR

1)Doç. Dr. Nurşen Mazıca, 1930'a Kadar Basının Durumu ve 1931 Matbuat Kanunu, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/809/10292.pdf 

2)http://www.boyutpedia.com/default~ID~1332~aID~46564~link~basin.html

3)http://www.tgc.org.tr/





  



Yorum Yaz

Konuyla ilgili yorum göndermek için aşağıdaki formu doldurunuz *

Contact form submitted!
We will be in touch soon.