Milletlerarası Tahkim Kanunu ve Hakem Kararlarına Karşı Yargı Yolu

Av. Melis MANİ

melismani@gmail.com

 Tahkim, “kanunun tahkim yolu ile çözümlenmesine izin verdiği konular kapsamında olmak koşuluyla, taraflar arasında doğmuş veya doğabilecek olan hukuk uyuşmazlıklarının mahkemeler yerine hakemler eliyle çözülmesi sistemidir” (1). Başka bir deyişle, bir hak üzerinde uyuşmazlığa düşmüş olan tarafların anlaşarak, doğan uyuşmazlığın çözülmesini özel kişilere bırakmalarına ve bu uyuşmazlığın incelenip karara bağlanmasına tahkim denir (2).

Tahkim, hem iç hukukta hem de milletlerarası hukukta ve ilişkilerde uygulanmaktadır. İç hukukta taraflar genelde uyuşmazlığı daha önceden seçtikleri hakem veya hakem kurulu eliyle çözerler veya bir sistemin hakem kuruluna uyuşmazlıklarını götürürler. Milletlerarası ticari ilişkilerin her geçen gün gelişerek artması sonucu, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların devlet mahkemeleri yerine tarafların seçtikleri hakem veya hakemlerce çözümlenmesi yöntemi gittikçe yaygınlaşmıştır.

Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için iki temel şart vardır. Bunlardan birincisi, uyuşmazlığın tahkime elverişli olması, ikincisi ise tarafların uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmalarıdır (3).

Tahkim özü itibariyle tarafların seçimine bağlı olarak kullanılan bir yöntemdir, temel şartlarından bir tanesi de bunu gerektirir. Bu açıdan zorunlu tahkim bu kapsamın dışında tutulmalıdır. Hukukumuzda da seçimlik tahkimle beraber tahkime başvurmanın tarafların iradesinde olmadığı ve hakeme gitmenin zorunlu kılındığı durumlar mevcut olmakla beraber bunlar sınırlı sayıdadır ve hangi hallerde başvurulacağı özel kanunlarla belirlenmiştir (4).

Milletlerarası tahkimin farklı avantajları vardır;
Milletlerarası uyuşmazlıkların çözümünde başvurulabilecek uzlaştırma, müzakere gibi bazı çözüm yolları, aksi kararlaştırılmadıkça, tarafları bağlamayacaktır (5). Başvurulan bu çözüm yolları sonuç vermediğinde ise yine ya mahkemeler önüne ya da tahkime gidilmek zorunda kalınacaktır ki bu vakit kaybı olur ve daha fazla masraf doğar. Oysa ilk etapta alınmış olan hakem kararları aynı mahkeme kararları gibi bağlayıcı niteliktedirler.

Milletlerarası ticaretin gelişmesi bu konudaki uyuşmazlıkların da artmasına yol açmıştır. Milletlerarası ticari alandaki uyuşmazlıkları çözecek uluslar üstü bir mahkeme olmaması ise milli mahkemelere başvurulma sonucunu doğurur, ancak hiçbir taraf karşı tarafın milli mahkemesinde yargılanmayı tercih etmeyecektir. Bu nedenle tahkim yolu herhangi bir taraf için avantaj teşkil etmemesi, tarafsız ve bağımsız olması nedeniyle tercih edilir.

Milletlerarası ticari tahkim kararları, mahkeme kararlarına nazaran tenfiz açısından avantajlı konumdadır. Bugün milletlerarası ticareti kolaylaştırmayı amaçlayan sözleşmeler sayesinde de (6) hakem kararlarının tenfizi kolaylaşmış, 1958 tarihli New York Sözleşmesi’ne taraf ülkeler açısından hakem kararlarının tenfizi daha da rahat hale gelmiştir.

Uyuşmazlığın, konusunda uzman kişilerce çözülmesi tahkim yolunu cazip kılan bir başka sebeptir (7). Tabii hakim ilkesinin tarafların uyuşmazlığın çözümünü uzman kişilerin yapmasını istemelerini engellemesi nedeniyle tahkim bu açıdan da tercih edilir. Tahkim uyuşmazlığın ilgili olduğu konularda bilgili ve uzman kişileri hakem olarak belirleme olanağı getirir.

Daha öncede bahsedildiği gibi istisnaları dışında tahkim taraflara irade serbestisi sağlar. Bu irade serbestisi ile taraflar, tebligat usulünden yargılama diline kadar bir çok konuyu düzenleyebilme imkanına sahip olurlar. Bu sayede yargılama süratle tamamlanır.

Milletlerarası ticaret alanında iş yapan kurum ve kuruluşlar ticari defterlerinin, hesaplarının ortaya çıkmasını istemez, mali sırlarını ifşa etmekten kaçınırlar. Milli mahkemelerin aleniyet ilkesini benimsemeleri ise, milletlerarası ticaret alanındaki kurum ve kuruluşların uyuşmazlığın gizlilik içinde çözülebildiği ve kararların yayınlanmadığı tahkimi seçmeleri için bir başka nedendir (8).

Son olarak tahkimin ucuz bir çözüm yolu olup olmadığı, bu nedenle avantajlı konumda olup olmadığı tartışılan bir durumdur. Genel olarak baktığımızda milletlerarası ticarete konu olan büyük meblağların söz konusu olduğu uyuşmazlıklar açısından tahkim ucuz bir yol iken küçük uyuşmazlıklar açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildir (9). Ancak bugün bu tartışmada ileri sürülen, mahkemede çözülen uyuşmazlıkların çok zaman almaları ve ticari hayatın ve tarafların beklentilerine cevap vermemeleri nedeni ile tahkimin yine de daha ekonomik bir çözüm yolu olduğudur.

Tahkimin Konusu
Genel olarak hukuk sistemlerinde tahkimin konusu daha önce de belirttiğimiz gibi tahkime elverişlilik kavramı çerçevesinde kısıtlanmış olsa da, tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebilmeleri olarak kabul edilmektedir. Nitekim bu noktada farklı görüşler olmakla beraber, iş hukuku, idare hukuku, ceza hukuku gibi tarafların serbestçe tasarruf edemedikleri ve özel mahkemelerin görev alanlarına giren konularda veya aile hukukunda kamu düzenine ilişkin evlenme, boşanma, velayet, vesayet, evlat edinme, nafaka, nesep gibi konularda tahkime başvurulamayacağı genel olarak kabul edilmektedir. Tahkime elverişlilik Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) m.1 çerçevesinde düzenlenmiştir ve özellikle hakem kararlarının tanınması ve tenfizi noktasında büyük önem arz etmektedir.

Türk Hukuku’nda Tahkim ve Milletlerarası Tahkim Kanunu
Türk hukukunda ise, milletlerarası tahkim ile ilgili olarak Anayasa çerçevesinde iç hukuka aktarılmış milletlerarası sözleşmelere rağmen Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) 516-536. maddeleri dışında bir düzenlemeye gidilmemiştir. Yaklaşık 75 yıllık bir uygulamanın sonucunda nihayet 2001 yılında kabul edilen 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (10) ile Kanun’un gerekçesinde belirtildiği ve yukarıda da işaret edildiği üzere milletlerarası ticaretin gereklerine ve ihtiyaçlarına uygun bir yasal düzenleme Türk hukukuna kazandırılmıştır. Bu düzenleme, özellikle İsviçre Milletlerarası Tahkim Kanunu ile Birleşmiş Milletler Model Kanunu (UNCITRAL) dikkate alınarak hazırlanmıştır. (11).

Bugün doktrinde de Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun iki amacı kabul edilmektedir. Bunlardan birincisi milletlerarası nitelikli ticari uyuşmazlıklardan kaynaklanan tahkimin, yerli nitelikteki uyuşmazlıklardan kaynaklanan tahkimden farklı hükümlere tabi tutulması; ikincisi de Türkiye’nin bir milletlerarası tahkim merkezi olarak milletlerarası alanda daha fazla yer edinebilmesinin sağlanmasıdır (12). Çalışmamızda yaklaşık beş yıldır yürürlükte olan bu yasa genel hatlarıyla incelenecektir. Kanun’un milletlerarası ticaretin gereklerine uygun şekilde hazırlandığı söylenebilir. Bununla beraber kanun yapma tekniği açısından eleştirilebilir niteliktedir. Maddelerin çok uzun oluşu, farklı konuların aynı madde içerisinde düzenlenmiş olması bugün Kanun’da teknik açıdan eleştirilen noktalardır.

MTK’ nın Kapsamı, Amacı ve Uygulama Alanı
MTK’nın birinci maddesinin ilk fıkrasında Kanun’un amacının milletlerarası tahkimin usul ve esaslarını düzenlemek olduğu belirtilmiş ve ardından Kanun’un kapsamı ifade edilmiştir. MTK, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği ya da taraflar veya hakem kurulunca MTK hükümlerinin uygulanmasının seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanabilecektir. Yabancılık unsurunun tanımı ise 2. maddede yapılmıştır. Kanun koyucu, yabancılık unsurunun tanımında karma bir anlayışla hareket etmiş, tahkim anlaşmasında ya da tahkime konu olan hukuki ilişkide yer alan herhangi bir yabancılık unsurunu gerekli ve yeterli saymıştır (13). Nitekim bu maddede belirtilen hallerden herhangi birinin varlığı uyuşmazlığın milletlerarası nitelik taşıması için yeterlidir.

Tahkim Anlaşması
Tahkim anlaşması; belirli, doğmuş ya da ileride doğması muhtemel hukuki ihtilafların çözümünde tarafların, milli mahkemelerinden vazgeçerek onun yerine seçim usulünü kendilerinin belirleyecekleri hakemlerden oluşan bir heyeti yetkili kıldıkları anlaşmadır. Bu yetkili kılma tamamen bağımsız bir sözleşme niteliğinde olabileceği gibi esas sözleşme içinde bir şart olarak da düzenlenmiş olabilir ki buna “tahkim kaydı” denir. Her iki halde de bağımsız bir sözleşme niteliği söz konusu olur. Nitekim tahkimin devlet yargısına istisna teşkil eden bir yargı yolu olması nedeniyle taraf iradeleri açık ve kesin (tereddüde mahal vermeyecek nitelikte) olmalıdır.

Hemen belirtmek gerekir ki, tahkim anlaşmasının mutlaka bir sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlık için yapılması gerekmez; haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir uyuşmazlıkla ilgili olarak da tahkim anlaşması yapılabilir. Zira burada önemli olan nokta, daha önce de belirtildiği gibi, uyuşmazlığın tahkime elverişli olmasıdır (14). Ancak hemen belirtilmelidir ki, tahkim konusu uyuşmazlık belirli olmak zorundadır. Şöyle ki, tarafların aralarında doğacak her türlü uyuşmazlık için tahkim yolunu benimsemiş oldukları yönündeki bir tahkim anlaşması geçerli kabul edilmeyecektir.

Tahkim anlaşmasına ilişkin geçerlilik şartlarından bir diğeri, MTK m. 4/3’de ifade edildiği gibi tahkim anlaşmasının, tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtiği hukuka veya böyle bir hukuk seçimi yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerli olması hususudur. Bu hüküm İsviçre MÖHUK m. 178/2′den aynen alınmıştır.

Taraflar arasında tahkim anlaşmasının konusunu oluşturan bir uyuşmazlık olduğu halde, dava mahkemede açılmışsa karşı taraf tahkim itirazında bulunabilir (15). İlk itiraz niteliğinde olan bu itirazın kabulü halinde mahkeme davayı usulden reddeder. Bu karar bir görevsizlik kararı olarak kabul edilmektedir. Bu karar temyiz edilebilir.

Hakem Sözleşmesi
Hakem sözleşmesi tahkim sözleşmesinin tarafları ile hakem veya hakemler arasında yapılır. Hem Model Kanun’a göre, hem de MTK’ya göre hakem seçiminde tarafların iradesi esastır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, tarafların tahkim anlaşmasında hakemleri ismen belirledikleri takdirde, uyuşmazlık tahkimle çözülmeye başladığında herhangi bir sebepten dolayı ismen belirlenmiş hakemler görev yapamadığı takdirde, tahkim şartının geçersiz olacağıdır. Nitekim bu sözleşme ile taraflar aralarındaki uyuşmazlığın çözülmesini teklif ederler, hakemlerde hakem olarak o uyuşmazlığı çözmeyi kabul ederler. Yargıtay’a göre uyuşmazlığın tarafları ile hakemler arasındaki hukuki ilişkide baskın unsur vekalet ilişkisidir. Kural olarak, uyuşmazlığın tarafları ile hakemler arasında bir vekalet akdi oluştuğunun kabulü gerekir (BK m. 386/2). Bir kişinin taraflar veya üçüncü kişiler tarafından hakem seçilmesi veya tayin edilmesi icaptır. Seçilen kişinin hakemliği kabul etmesi halinde ise anlaşma meydana gelir. Hakem sözleşmesi taraflar ile hakem arasında yapılan iki yanlı bir sözleşmedir ve hakem sözleşmesinin şekil veya ehliyet şartlarını taşımaması nedeniyle geçersizliği tahkim ilişkisinin geçerliliğini etkilemez

Hem MTK’ ya hem UNCITRAL Model Kanunu’na göre hakemlerin sayısını taraflar belirler, hakem sayısı tek sayı olmak zorundadır ve belirleme yapılmadığı takdirde MTK m. 7/a’ ya göre hakem sayısı üçtür. MTK m. 7/c’ de ise hakemlerin reddedilme sebepleri sayılmıştır.
Tahkim Yargılama Usulü
UNCITRAL Model Kanunu ve MTK tahkim yargılamasına ilişkin iki temel ilke düzenlemiştir. Taraflara karşı eşit davranma ve her iki tarafa da iddia ve savunma hakkı tanıma olan bu ilkelere hakem veya hakem kurulu yargılamanın başından sonuna kadar riayet etmek zorundadır. Bu kurala riayet edilmemesi hakem kararının iptali sebebidir. Tarafların eşitliği ilkesi tarafların eşit biçimde iddiada ve savunmada bulunabilmeleri ve karara eşit bir biçimde etki edebilmeleridir (16).

Taraflar, hem UNCITRAL Model Kanun’a hem MTK’ ya göre uygulanacak yargılama kurallarını serbestçe kararlaştırabilirler. Eğer taraflar arasında bir anlaşma yoksa yargılama MTK’ya göre sürdürülecektir (17). Yine MTK’ ya göre taraflar tahkim usulü için belli bir kanunu, bir kurumun tahkim kurallarını veya milletlerarası tahkim kurallarını belirleyebilirler.

Tahkim yeri, MTK m. 9’da düzenlenmiştir ve buna göre taraflarca serbestçe kararlaştırılır. Tarafların tahkim yerini kararlaştırmadığı hallerde ise hakem kurulu tahkim konusu hukuki olayın niteliklerine göre tahkim yeri tespit eder. Tahkim yerinin en önemli hukuki sonucu, tahkim yerinin Türkiye olmadığı hallerde, MTK’ nın uygulanamayacak olmasıdır (18). Ayrıca, hakem kararının iptali için tahkim yerindeki yetkili [MMani1]mahkemeye başvurulacaktır.

Tahkim davasının açıldığı tarih MTK m. 10/a’da düzenlenmiş, tahkim süresinin de taraflarca serbestçe kararlaştırabileceği belirtilmiştir. Taraflar arasında bu noktada bir anlaşma bulunmaması halinde MTK bir yıl içinde kararın verilmesini öngörmüştür. Ancak, taraflar tahkim süresine karar verdikten sonra, karşılıklı bir anlaşma ile veya taraflardan birinin asliye hukuk mahkemesine başvurması ile bu süre uzatılabilir. Bununla beraber, yine tahkim süresi içinde karar verilmemesi bir iptal nedeni olarak düzenlenmiştir (19). Tahkim yargılamasının dilini yine taraflar, Türkçe veya Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıdığı devletlerden birinin dilinde olacak şekilde, serbestçe kararlaştırabilirler. Taraflar dili kararlaştırmamışsa, tahkim yargılamasında kullanılacak dil veya dilleri hakem veya hakem kurulu tespit eder.

Taraflar dava ve cevap dilekçelerinin verilmesi için karşılıklı süreler kararlaştırabilirler ancak, bu süreler kararlaştırılmadığı takdirde, yine hakem veya hakem kurulu taraflara dava ve cevap dilekçelerinin sunumu için gerekli olan süreleri belirleyebilir (20). Dava dilekçesinde yer alması gereken hususlar, MTK m. 10/d’de belirtilmiştir. MTK’ya göre taraflar, tahkim anlaşmasının kapsamı dahilinde kalması şartıyla ve aksini kararlaştırmadıkları sürece iddia ve savunmalarını tahkim yargılaması sırasında değiştirebilir ve genişletebilirler. Hakem veya hakem kurulu geçerli bazı sebeplerin varlığı halinde bu değiştirme veya genişletmeye izin vermeyebilir.

Görev Belgesi
MTK m. 10/e taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa, hakem kurulunun dava ve cevap dilekçesi verildikten sonra bir görev belgesi imzalayacağını düzenlemiştir. Görev belgesinin hazırlanmasıyla, tarafların iddia ve savunmaları açıklanmış olur; özetlenen iddia ve savunmalar hakemlerce daha rahat anlaşılır ve daha sağlıklı değerlendirilir. Tarafların istemleri de görev belgesinde yer alır. Doktrinde ise bu belgenin dava ve cevap dilekçesinden önce verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. (21).

Görev belgesinde yer alan konular, sınırlı sayıda olmamakla birlikte, Kanun’da sayılmıştır. Kısaca belirtmek gerekirse; taraflara ilişkin bilgiler, iddia ve savunmaların özetleri, talepler, uyuşmazlığın açıklanması, hakemlere ilişkin bilgiler, sürenin başlangıcı, usule uygulanacak kurallar, hakemlere dostane aracılık yetkisinin tanınıp tanınmadığı gibi hususlar saptanabilir.

Görev belgesinin düzenlenmesinin ve düzenlenmemesinin hukuki sonuçlarını incelediğimizde, aşağıda belirtileceği üzere iptal sebepleri arasında düzenlenmiş olan “esasa etkili” aykırılıklar iptal nedeni olabileceğinden hareketle, görev belgesinin düzenlenmemesinin bir iptal nedeni olamayacağını söyleyebiliriz. Nitekim görev belgesi hakem kararının geçerliliği ve uygulanabilirliği açısından önem taşımaktadır ki bu durum “esasa etkili bir aykırılık” teşkil etmez.

Uyuşmazlığın Esasına Uygulanacak Hukuk (MTK m. 12/C)
Hakem kurulu, uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuku taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre tespit eder ve taraflarda uygulanacak hukuku sözleşmede serbestçe kararlaştırabilirler. MTK’ya göre, taraflar arasındaki sözleşmenin hükümlerinin yorumlanmasında esasa uygulanacak hukuka ilişkin ticari örf ve adetler ile teamüller göz önüne alınır.

Sulh ise yargılamayı sona erdiren bir sebep olarak MTK m. 12/d’ de düzenlenmiştir.. Bu düzenlemeye göre taraflar hakem kuruluna başvurarak, sulh durumunun bir hakem kararı ile tespitini talep edebilme imkanına sahiptirler.

Hakem Kararlarına Karşı Kanun Yolları
Milletlerarası Ticari Tahkim Merkezi olan ülkelerde hakem kararlarına karşı başvurulacak yolların azaltılması yönünde eğilim bulunmaktadır. Bu eğilimin temelinde, hakem karalarına karşı başvurulacak yolların yargılama süresini uzatmak vs. amaçlarla kötüye kullanılması yatmaktadır (22). Aynı yaklaşım Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun hazırlanmasında da esas alınmıştır (23). Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun getirdiği en önemli değişiklik, hakem kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu ile ilgilidir. Milletlerarası Tahkim Kanunu hakem kararlarına karşı temyiz yolunu kapatmıştır ve bunun yerine sadece iptal davası açılabileceğini kabul etmiştir. Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15/A maddesine göre, hakem kararlarına karşı asliye hukuk mahkemelerinde sadece iptal davası açılabilir ve bu dava sonucu verilen kararların temyizi de yalnızca Kanun’da gösterilen iptal sebepleri ile sınırlandırılabilir (24). Burada belirtmekte yarar vardır ki, bugün 4686 sayılı Kanun’un dilinin eleştirildiği en önemli noktalardan biri, yine kanun yollarına ilişkin olarak ortaya çıkmaktadır. Zira m. 15 ile getirilen iptal davası, bir ‘kanun yolu’ olmayıp, sadece bir ‘müracaat yolu’dur (25). Buna göre 5. Bölümün başlığının ‘Hakem Kararlarına Karşı Müracaat Yolları’ olarak düzenlenmesi gerekirdi (26). Nitekim UNCITRAL Model Kanun’un ilgili bölümünün başlığı da aynı şekildedir (27).

4686 sayılı Kanun’un Beşinci Bölümünde hakem kararlarına karşı yalnızca iptal davası açılabileceğinin hükme bağlanmış olması, milletlerarası tahkimle ilgili yeni düzenlemelerde yapılan tercihlere uygundur. Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun hakem kararlarına karşı müracaatta söz konusu olan başlıca iki sistemden iptal yolunu tercih ettiğini gösterir (28). İptal sisteminde hakem kararlarının denetlenmesi ve oldukça sınırlı tutulması tahkim sisteminin özelliğini teşkil eder. Zira bu durum, yargılamanın hızlı sonuçlanmasını sağlar, ticaret hayatının beklentilerini karşılar. Ancak bu noktada, MTK m. 15 incelendiğinde; Kanun’un aslında tercih edilen sistemle hiç de bağdaşmayan iptal sebepleri öngördüğünü görürüz ki bu durum iptal sisteminden umulan fayda bertaraf edilerek sistemi tutarlı olmaktan çıkarmaktadır (29).

Bununla beraber, aşağıda inceleneceği üzere, iptal davası hakkında verilen karara karşı temyiz yoluna gidilmesinin kabul edilmiş olduğu bu Kanun’da, tam olarak iptal sisteminin de benimsenmiş olduğu söylenemez (30). Önce iptal yoluna başvurulup sonra temyizin benimsenmesi, iki farklı sistemi karıştırmak demektir. Bu, ikisinden de alınabilecek olası faydanın sağlanmasını engellemekte ve özellikle hızlı çözüm getirmesi açısından tercih edilen bu yargı yolunu daha fazla uzatmaktadır. (31). Bununla beraber, yine MTK m. 5’te iptal davası öncelikle ve ivedilikle görülür denilmekle birlikte, bunun için belli bir süre veya yaptırım getirilmemiş, çözüm hakimlere ve uygulamaya bırakılmıştır.

Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlendiği durumlarda mahkemeye başvurulmasının söz konusu olabileceği hususlar için hangi mahkemenin görevli ve yetkili olduğu 4686 sayılı Kanun’un 3. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, ‘bu kanunda mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde, davalının yerleşim yeri veya olağan oturma yeri ya da işyerinin bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesi; davalının Türkiye’de yerleşim yeri, olağan oturma yeri veya işyeri yoksa İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir’. Madde de, asliye hukuk mahkemeleri yetkili kılınmıştır ancak iş bölümü ilişkisi içinde bulunan ticaret mahkemelerinde de iptal davasının açılmasına bir engel yoktur. Burada dikkati çeken nokta ise, hakem kararlarının iptalinin yetkili asliye hukuk mahkemesinden istenebilecek olduğunun hükme bağlanmasıdır. HUMK hükümlerinin uygulanacağı tahkimde hakem kararlarına karşı müracaat mercii Yargıtay’dır. Bu durumda, hakem heyetleri özel hukuk ihtilaflarına bakmaya yetkili mahkemeler kılındığına göre, hakem heyetlerinin vermiş oldukları kararlara karşı, mahkemelerin kararlarına olduğu gibi, bir üst mahkeme başvurulması Türk hukukunda da benimsenen sistemle uyum içinde olacaktır. Zira milletlerarası tahkime konu olan uyuşmazlıkların genellikle yüksek meblağların konu olduğu, yabancılık unsuru barındıran ve çözülmesinin milletlerarası ticaret alanında ehemmiyet gerektiren uyuşmazlıklar olması nedeniyle, verilen kararlara karşı en yüksek mahkemeye başvurulması yabancılar içinde hukuki güvence teşkil eder, bu da Kanun’un yapılış amacı ile ahenk yaratır (32).

Kanun’un 15. maddesi uyarınca hakem kararlarına karşı iptal davası açma süresi otuz gündür. Bu süre, UNCITRAL Model Kanun’da üç aydır (33). MTK’da bu sürenin kısaltılması tahkimin daha hızlı sonuç verebilmesi amacıyla yapılmıştır.

MTK m. 15 uyarınca, iptal davasının açılması, hakem kararının icrasını kendiliğinden durdurmaktadır. Hakem kararlarının taraflar üzerinde bağlayıcı etkiye sahip olduklarını daha öncede belirtmiştik. Hakem kararlarına karşı iptal davası açılmasının kararın icrasını durdurma nedeni, karar iptal edildiği takdirde telafisi mümkün olmayacak sonuçların ortaya çıkmasına engel olmaktır (34). İptal davasının reddedilmesi ve bu kararın kesinleşmesinden veya MTK m. 15’e göre tarafların iptal davası açmaktan feragat etmeleri halinde taraflar, asliye hukuk mahkemesinden kararın kesinleştiğine ve icra edilebilir olduğuna ilişkin bir belgeyi isterler.

İptal Davası Açma Hakkından Feragat
MTK m. 15 uyarınca ‘taraflar, iptal davası açma hakkından kısmen veya tamamen feragat edebilirler’. MTK ile getirilen en önemli yeniliklerden biri bu feragat hakkı olmakla beraber Kanun her ne kadar bu konuda serbesti getirmiş olsa da, 15. maddede ‘taraflar’ şeklinde belirtilmesi nedeniyle sadece bir tarafın iptal davası hakkından feragat edemeyeceği kabul edilmektedir (35). Amaç, kararın icra edilebilirliğini geciktirmek adına açılacak iptal davalarının önüne geçilmesinin sağlanmasıdır, ancak tek bir tarafın iptal davası hakkından feragat ettiği durumlarda ne olacaktır?

Yine, MTK m. 15’e göre ancak ‘yerleşim yeri veya olağan oturma yerleri Türkiye dışında bulunan taraflar’ iptal davasından feragat edebileceklerdir. Tek taraflı bir feragat mümkün olamayacağı için, taraflardan birinin yerleşim yeri Türkiye ise iptal davasından feragat söz konusu olamayacaktır. Bu düzenleme eleştirilere konu olan bir düzenlemedir, şöyle ki; feragatin tahkimin tüm tarafları açısından öngörülmemiş olması kanunların genelliği prensibi ve kanun önünde eşitlik ilkesi ile bağdaşmamaktadır (36). Zira feragatin söz konusu olabilmesi için tarafların her ikisinin de yerleşim yerinin Türkiye dışında olması gerekir.

Hakem Kararlarına Karşı İptal Davasının Açılması ve İptal Sebepleri:
MTK m. 15’de hangi sebeplere istinaden iptal davası açılacağı tek tek saymıştır ve bu sayım tahdididir (37). Kanun’da, iptal sebepleri esas olarak ikiye ayrılmıştır. Bunlardan bir kısmını hakim re’sen dikkate alacak, diğerlerini ise davayı açan taraf ispat edecektir. Mahkeme tarafından re’sen dikkate alınacak iptal sebepleri şunlardır;
a) Hakem veya hakem kurulu kararına konu olan uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmaması,
b) Kamu düzenine aykırı olması.

Kamu düzeni kavramı hem milletlerarası özel hukukta hem de iç hukukta kullanılan, iki alanda da farklı içerikler taşıyan bir kavram olmasına karşın içeriği ve kapsamı açık olarak tanımlanamamıştır (38). Milletlerarası özel hukukta kamu düzeni kavramı, iç hukuka nazaran daha dar ve sınırlı olmakla beraber, kamu düzeni yer ve zaman bakımından değişkenlik gösteren bir kavramdır (39). Aynı hukuk sisteminde bile daha önce kamu düzenine aykırı sayılan bir konu daha sonra aykırı sayılmayabilir. Aynı şekilde kamu düzeni kavramı ülkeler arasında da farklılık gösterir. Bu nedenle, Milletlerarası Tahkim Kanunu açısından önemli olan, o toplumun iç ve dış kamu düzeni anlayışını korumaktır. Bu nedenle kamu düzeni kavramının MTK uyarınca belirlenmesinde Kanun’un yapılış amacı göz önüne alınmalı ve tahkim uygulamasına uygun bir yaklaşım gösterilmelidir.

İptal davası açan tarafça ispatlanacak hususlar;
a) Tahkim anlaşmasının taraflarından birinin ehliyetsiz olması veya tahkim anlaşmasının geçersiz olması,
b) Hakemin veya hakem kurulunun seçiminde taraflar arasındaki anlaşmaya veya bu kanun hükümlerine uyulmaması,
c) Kararın tahkim süresi içinde verilmemiş olması,
d) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya yetkisiz olduğuna karar vermesi,
e) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim anlaşması dışında kalan bir konuda karar vermesi veya istemin tamamı hakkında karar vermemesi veya yetkisi aşması,
f) Tahkim yargılamasının, usul açısından tarafların anlaşmalarına veya böyle bir anlaşmanın bulunmaması halinde bu Kanun hükümlerine uygun olarak yürütülmemesi ve bu durumun kararın esasına etkili olması,
g) Tarafların eşitliği ilkesinin gözetilmemiş olması.
MTK, Model Kanun’da düzenlenmiş sebeplere ek olarak (f) ve (g) bentlerini getirmiştir. Daha öncede belirtildiği gibi, (f) bendi iptal istemini inceleyen merciin kararın esasını incelemesine neden olacak, iptal sebeplerinin amaçlandığı gibi sadece şekle ilişkin olmalarını engelleyecektir (40). Zira iptalin talep olunduğu mahkeme usule aykırılığın kararın esasına etki edip etmediğini incelerken kararın esasına girmek zorunda kalacaktır (41).

Bunlarla beraber, Kanun’un 15. maddesindeki (e) bendi ‘hakem veya hakem kurulunun, tahkim anlaşması dışında kalan bir konuda karar verdiğini veya istemin tamamı hakkında karar vermediğini ya da yetkisini aştığını’ ispat ederse, hakem kararı iptal edilebilir ifadesi ile yine Kanunun kendi içinde, 7/H-III paragrafında, ‘hakem veya hakem kurulunun yetkisini aştığına ilişkin itiraz derhal ileri sürülmezse geçerli olmaz. Hakem veya Hakem Kurulu gecikmenin haklı sebebe dayandığı sonucuna varırsa, daha sonra ileri sürülen itirazı kabul edebilir’ ifadesi ile çelişmektedir (42). Bu noktada temel sorun, haklı bir sebep olmaksızın derhal ileri sürülmemiş olmasına rağmen hakem kurulunun yetkisini aştığına ilişkin itirazın iptal sebebi teşkil edip etmeyeceğidir (43). Her iki hüküm beraber ele alındığında, derhal ileri sürülmediği zaman hakem kurulunun yetkisini aşmış olmasına dayanılarak karar iptal edilemeyecektir. Ancak bununla beraber ikinci bir yorum yapılabilir ki, bu yorum çelişkiyi gidermese de çözüme en yakın yoldur; yetki aşımı itirazının tahkim yargılaması aşamasında ‘derhal yapılması’ zorunluluğu bulunmakta, haklı bir sebep olmaksızın derhal yapılmayan bu itiraz yargılama sırasında bir daha ileri sürülememekte; fakat bu aşama tamamlandıktan sonra ikinci bir imkan olarak iptal davası açılması için bir sebep teşkil edebilmektedir (44). Ancak belirttiğimiz gibi bu yorumda çelişkiyi giderememektedir.

Kısmi İptal Kararı
Bazı durumlarda, hakem kararı, tahkim anlaşması dışında kalan bir konuda olmakla beraber, tahkim anlaşması kapsamında olmayan konulardan ayrılması mümkündür. Böyle bir durumda, hakem kararının geçerli kısmının ayrılarak, sadece geçersiz bölümünün iptal edilebilmesi, taraflara önemli bir zaman ve para tasarrufu sağlar (45). İste bu nedenle, MTK m. 15 kısmi iptal kararını düzenlemiştir.

İptal Kararına Karşı Kanun Yolu
Yukarıda da belirttiğimiz üzere, MTK m. 15, asliye hukuk mahkemesince verilecek olan iptal kararına karşı temyiz yolunu düzenlemiştir. Temyiz yolu açık olmakla beraber, aynı madde, karar düzeltme yoluna başvurulamayacağını düzenlemiştir. Yine daha önce belirttiğimiz gibi benimsenmiş bu model, ne tam anlamıyla iptal sisteminin benimsenmesi, ne de temyizin benimsenmesidir (46). Kanun koyucu burada ikili bir sistem benimsemiştir, iki sistemi karıştırarak uygulatmaktadır ve bu sistem, iptal veya temyizin ayrı ayrı benimsenmesinden alınacak faydayı bertaraf etmiş, nihai olarak yine temyize ama araya iptal isteminin girmesi nedeniyle daha uzun bir yoldan ulaşmıştır. Temyiz incelemesi sonucu, asliye hukuk mahkemesinin verdiği iptal kararı bozulursa, iş gereksiz yere uzamış olur. Karar onanırsa, belli hallerde hakemler ve süre yeniden belirlenebilir, ama yeniden seçilecek hakemlerin verdiği kararlar da iptale ve temyize tabi olur. Böylece uyuşmazlığın mahkemeler önünde çözülmesinden çok daha uzun bir sürede sonuç alınmış olur.

Temyiz süresi, MTK m. 15’de ‘HUMK hükümlerine göre temyiz yolu açık olmakla birlikte’ dendiği için, HUMK m. 427 uyarınca on beş gündür. Bu süre, kararın taraflara tebliğinden itibaren başlar. Temyiz incelemesi yine MTK m. 15’e göre, aynı maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlıdır.

Genel Değerlendirme
21.06.2001 tarihli Milletlerarası Tahkim Kanunu Türkiye’de gerçekleştirilecek olan tahkim yargılamasına ilişkin karşılaşılabilecek sorunları ortadan kaldırmak, modern ve uluslar arası hukuka uygun bir tahkim mevzuatına sahip olan bir ülke sıfatıyla Türkiye’yi bir tahkim merkezi yapabilme amacıyla (47), UNCITRAL Model Kanunu örnek alınarak ve İsviçre’nin 1 Ocak 1989’da yürürlüğe koyduğu milletlerarası tahkim kurallarından yararlanılarak hazırlanmıştır (48). Kanun gerek uygulama alanıyla, gerek getirmiş olduğu düzenlemelerle önemli bir ihtiyaca cevap vermektedir; ancak, kanunun dili, ifadelerde ki bozukluk, düzenlenme tarzı, muhtevasında birbiriyle çelişen hükümlerin varlığı ve bu çalışmanın konusunu oluşturan kanun yollarının seçiminde tutarlı olmayan bir yolun benimsenmiş olması, kanunun eleştirilen yönleridir (49).Kanun’daki çelişkiler nedeniyle uygulayıcıların titiz davranması gerekmektedir, iyi yorumlanması halinde faydalanılabilecek bir Kanun’dur.

DİPNOTLAR:

(1)Akıncı, Ziya, Milletlerarası Tahkim, Ankara 2003, s.23.
(2)Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2000, s. 917.
(3)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.25.
(4)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.25.
(5)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.26.
(6)1958 Tarihli New York Sözleşmesi, 1961 Tarihli Avrupa Sözleşmesi, (ICSID) Washington Sözleşmesi
(7)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.27.
(8)Alangoya, Yavuz, Medeni Usul Hukukumuzda Tahkimin Niteliği ve Denetlenmesi, İstanbul 1973, s.19.
(9)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.28.
(10)R.G. 05.07.2001-24453
(11)Birleşmiş Milletler Ticaret Hukuku Komisyonu tarafından oluşturulan çalışma grubu 1984 yılında örnek bir tahkim kanunu hazırlamıştır. Komisyon tarafından son şekli verilen Model Kanun ise 1985 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilerek tüm devletlere milletlerarası ticari tahkim alanında uygulanmak üzere tavsiye edilmiştir. Milletlerarası Tahkim Kanunumuz ise, UNCITRAL tarafından önerilen kanun örneği dikkate alınarak hazırlanmıştır.
(12)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s. 48.
(13)Şanlı, Cemal, Uluslararası Ticari Akitlerin Hazırlanması ve Uyuşmazlıkların Çözüm Yolları, İstanbul 2005 (Uluslararası Ticari Akitler), s. 239
(14)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.25, 70, 195 vd.
(15)MTK m.5
(16)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s. 231.
(17)MTK m.8/A/2.
(18)Bu hususta MTK m.5 ve m.6 istisnadır.
(19)MTK m.15/A/c
(20)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s. 130.
(21)Şanlı, Uluslararası Ticari Akitler, s.252; Akıncı, Ziya, Yeni Milletlerarası Tahkim Kanunu ve Görev Belgesi, Ünal Tekinalp’e Armağan, İstanbul 2003, C.II, s.965 (Görev Belgesi).
(22)Akıncı, Ziya : Hakemlerin Esasa Uyguladıkları Hukukun Devlet Yargısınca Denetlenmesi, Batider, C. XVII, Ankara 1994, s. 122
(23)Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.187.
(24)Ekşi, Nuray, Milletlerarası Tahkim Kanunu Hakkında Genel Bir Değerlendirme, Prof.Dr. Gülören Tekinalp’e Armağan, İstanbul 2003, s.311 (Değerlendirme)
(25)Kalpsüz Turgut, Yeni Milletlerarası Tahkim Kanununun Değerlendirilmesi, Milletlerarası Tahkim Semineri, Ankara 2001, s.117 (Seminer)
(26) Kalpsüz, Seminer, s.118.
(27) UNCITRAL, bölüm 7
(28) Kuru-Arslan-Yılmaz, s.948.
(29) Kalpsüz, Seminer, s.126; Ekşi, Değerlendirme, s.313.
(30) Seminer, s.125.
(31) Kalpsüz, Turgut, Milletlerarası Tahkim-Tutanak, Milletlerarası Tahkimde Yasal bir Düzenleme Gerekir mi?, Ankara 1999 C.II., s.176.
(32) Kalpsüz, Seminer, s.127.
(33) Ekşi, Değerlendirme, s.317.
(34) Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.191.
(35) Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.193.
(36) Ekşi, Değerlendirme, s. 335.
(37) Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.195.
(38) Doğrudan uygulanan kurallar ve kamu düzeni kavramlarının karşılıklı olarak incelenmesi konusunda bkz. Özdemir Kocasakal, Hatice, Doğrudan Uygulanan Kurallar ve Sözleşmeler Üzerindeki Etkileri, İstanbul 2001, s.89; Balcı, Muharrem, İhtilafların Çözüm Yolları ve Tahkim, İstanbul 1999, s.149.
(39) Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.202.
(40) Kalpsüz, Seminer, s.135.
(41) Ekşi, Değerlendirme s.322.
(42) Ekşi, Değerlendirme, s.331.
(43) Ekşi, Değerlendirme, s.331, Seminer, s.125.
(44) Ekşi, Değerlendirme, s.332.
(45) Akıncı, Milletlerarası Tahkim, s.231.
(46) Kalpsüz, Seminer, s.125.
(47) Şanlı, Görev Belgesi, s.965.
(48) Kalpsüz, Seminer, s.108.
(49) Öztekin Gelgel, Günseli, Milletlerarası Tahkim Kanunun Uygulama Alanı ve Getirmiş Olduğu Önemli Yenilikler, Ünal Tekinalp’e Armağan, İstanbul 2003, C.II, s.1081





  



Yorum Yaz

Konuyla ilgili yorum göndermek için aşağıdaki formu doldurunuz *

Contact form submitted!
We will be in touch soon.