OHAL Komisyonu Başvurusu Hakkında Bilgilendirme ve Dilekçe Örneği

okunma sayısı: 12254

OHAL Komisyonu Başvurusu Hakkında Bilgilendirme

1)https://ohalkomisyonu.basbakanlik.gov.tr/ adresine girilecek,​

2)“Gerçek Kişi” kısmı tıklanacak.

 

3)Kimlik Bilgileri, anne kızlık soyadınızın ilk ve son harfi ve onay kodu gönderilmesi istenen cep telefonu numarası girilecek.

4)Ardından cep telefonunuza gelen onay kodu ilgili boşluğa işlenecek.

5)Bu aşamadan sonra; kimlik bilgilerinizi, MERNIS adresinizi ve ihraç edildiğiniz kanun hükmünde kararname bilgilerini içeren bir ekranla karşılaşacaksınız.

Eğer burada yer alan adresin tebligat adresiniz olarak kullanılmasını istemiyorsanız, en altta bu husustaki tercihinizi belirtebileceğiniz bir kısım da bulunmaktadır.

6)Bu kısımda başvuru evrakınızı teslim etmek istediğiniz birime seçmelisiniz. Bu kurum bulunduğunuz yer Valiliği olabileceği gibi, bağlı olduğunuz Bakanlık da olabilir. Bakanlık tercihinde bulunacaksanız, bu tüm Valiliklerin altında en alt sırada yer almaktadır.

7)Kendi bilgilerinizi içeren dilekçe örneğinizi 40000 vuruşu aşmayacak biçimde karşınıza çıkan kısma ekleyin.(başka bir Word dosyası ya da web adresinden aldığınız dilekçe örneğini kopyalayıp, bu kısma yapıştırmanız mümkün)

8)Başvuru dilekçenizi de ekranda yer alan boşluğa işledikten sonra, “önizleme ve tamamlama” butonuyla karşı karşıyasınız.

9)“Başvuruyu tamamla” kısmını tıklarsanız, başvuru işleminizin elektronik kısmı sona ermiş olacaktır.

10) Bu kısımda hata yapmanız halinde kaygılanmanıza gerek yok. Zira, başvurunuzun çıktısını alıp, seçtiğiniz kuruma teslim edene kadar başvurunuz tamamlanmış sayılmayacak ve teslim aşamasına kadar dilediğiniz zaman (1) nolu maddede ifade ettiğimiz web sitesine girip, hatalı olduğunuz kısmı düzeltebileceksiniz.

11)Başvurunuzun önizlemesinde herhangi bir hata görmediyseniz, tamamlamış olduğunuz başvurunun çıktısını alıp, imzaladıktan sonra, önceki aşamada tercih ettiğiniz kuruma teslim etmelisiniz.

12)Bu aşamanın gerçekleştirilmesiyle başvurunuz tamamlanmıştır.

OHAL BAŞVURU DİLEKÇE ÖRNEĞİ

1)                 ……….. Bakanlığı emrinde ………..’nde “………….” olarak çalışmaktayken, 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemizde yaşanan alçak kalkışma sonrasında, ………. tarihli ………. sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ….. sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2/1-a Maddesi uyarınca 1 sayılı liste-5/3018.sırada “terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu” gerekçesiyle ve “haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği” ve ayrıca kendilerine tebligat yapılmayacağı vurgulanmak suretiyle” görevime son verilmiştir. Bu işlemin iptali istemiyle açtığım davada yargılama………..İdare Mahkemesi’nde ……E. Nosuyla devam etmektedir.

2)                 15 Temmuz askeri darbesinin içinde hiçbir biçimde bulunmadığım gibi, darbe girişiminin başarısızlığa uğraması ardından yaşananları en ağır biçimde lanetlemekteyim. Bunun yanında, kendim ve ailemin hiçbir ferdi bir cemaatin ya da grubun üyesi olmadığı gibi, kutsal saydığım memuriyet görevini hiçbir kimse ya da zümrenin çıkarları için kullanabilecek ahlakın mensubu olması da mümkün değildir.

Bu nedenle memuriyet görevinden çıkarılmama dair kararın hukuka aykırılığı yanında, vatana bağlılıkları sorgulanmaz bir bireyi sosyolojik ve ekonomik olarak giderilemez sıkıntıların içine soktuğu muhakkaktır.

Bu gerçekliği vurgulamanın yanında, memuriyetten çıkarma kararının hukuka aykırılıklarını irdelemeye çalışayım:

3)                 Her ne kadar, meslekten çıkarma işleminin dayanağı Bir OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi olarak görünmekteyse de, ortaya çıkardığı etki ve sonuçlar ile ilgili KHK’nin 2. Maddesinin devamındaki “haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği” ve ayrıca kendilerine tebligat yapılmayacağı vurgulanmak suretiyle” ifadesi bağlamında ele alındığında memuriyetten çıkarılmama dair idari işlemin, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından gerçekleştirilmediği, KHK ekinde yer alan memurlara dair her Bakanlık ve kurumun kendi özel yasaları bağlamında gerçekleştirdikleri birel işlem olduğu açıktır.

4)                 Kaldı ki; olağanüstü dönemlerde çıkarılan KHK’lerin iptal davasına konu edilemeyecekleri, bu düzenlemelerin ya da bu düzenlemelere dayanarak tesis edilen idari işlemlerin hiçbir biçimde hukuka uygunluğunun denetlenemeyeceği anlamına gelmez. Çünkü, bir düzenlemenin Bakanlar Kurulu tarafından olağanüstü dönem kanun hükmünde kararnamesi biçiminde yapılması AYM ya da idari işlemin hukuka uygunluğunu denetleyen yargı organı açısından bağlayıcılık taşımaz.

Bunun yanında, Anayasa Mahkemesi, 10.01.1991 T., 1990/25 E., 1991/1 K. sayılı kararında, olağanüstü dönem KHK’lerinin yürürlükte olan kanunları değiştirme ve yürürlükten kaldırma gücüne sahip olmadığını kabul etmektedir. Olağanüstü dönem KHK’lerinin temel hak ve özgürlüklere müdahale gücü sınırsız değildir. Anayasa’nın 121/3 ve 122/2 maddelerinde ifade edilen “ancak olağanüstü hal veya sıkıyönetimin gerekli kıldığı konularda çıkarılabileceği” ve temel hak ve özgürlüklerin durdurulması usulünü düzenleyen 15. maddesi değerlendirildiğinde, olağanüstü hal KHK’lerin, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafı olduğu milletlerarası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini ihlal edemeyeceği, “ölçülülük” ilkesine aykırılık taşıyamayacağı, Anayasanın 17. vd. maddelerinde belirtilen çekirdek haklara dokunamayacağı ortaya çıkmaktadır.

5) 657 sayılı Devlet Mamurları Kanunu’nun 125/E maddesinde hükme bağlanan “devlet memurluğundan çıkarma cezası”, aynı kanunun 126/2. Maddesi gereğince memurun bağlı olduğu kurumun Yüksek Disiplin Kurulu tarafından, 129/2. Maddesine uygun biçimde, memura soruşturma evrakını incelemeye, tanık dinletmeye, disiplin kurulunda sözlü veya yazılı olarak kendisi veya vekili vasıtasıyla savunma yapma” olanağı verilmek ve bu savunmanın da 130. Maddesinin emrettiği usule uygun olması şartıyla verilebilir.

Bunun da ötesinde T.C. Anayasası’nın “Kamu hizmeti görevlileriyle ilgili hükümler”/ “Görev ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence” başlıklı 129/2. Maddesi uyarınca, “Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.” ve 129/3. Maddesi uyarınca “Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.”

DANIŞTAY İdarî Dava Daireleri Kurulu, 2007/1846 E. 2011/66 K. Sayılı kararında, "Anayasa hükmü, gerekçesi ve Anayasa Mahkemesi kararı karşısında, disiplin cezaları ile ilgili olarak savunma hakkı kullandırılmadan disiplin cezası verilmesinin hukuken olanaklı olmadığı; savunma hakkının hukuka uygun şekilde kullanılabilmesi için de, ilgili kamu görevlisinin hakkındaki iddiaları, bu iddiaların dayandığı delilleri, üzerine atılı fillerin hukuki nitelendirmesini ve önerilen disiplin cezasını bilmesi gerektiği sonucuna varılmakta olup, tüm bu hususlar kendisine bildirilmeyen kişinin kendisini yeterince savunamayacağı açıktır." Biçimdeki karar özetinde bu hususa dayanmıştır.

6) 672 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanarak, memurun şahsen ya da vekil huzurunda savunmasını almaksızın ve kararın memura bireysel olarak tebliğine dahi ihtiyaç duymaksızın alınan ve açıkça her kurumun özel kanununa dayanarak verdiği bireysel işlem olmasına karşın OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi kapsamında verildiği izlenimiyle yargı denetimi dışında bırakılmak istenen memuriyetten çıkarma kararı; 657 S.K.’nin aradığı usule aykırılığının ortada olması yanında gerek T.C. Anayasası’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. Maddesini, savunmasının alınmaması ve yargı denetimi dışında bırakılmak istenmesi nedeniyle  129/2 ve 129/3. Maddelerini ihlal edecektir. 

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, T.C. Anayasası’nın 15/1. Maddesi Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir” hükmünü taşımaktadır. Bu bakımdan olağanüstü dönemlerde dahi, temel hak ve özgürlüklerin durdurulması sırasında milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlali olanaklı değildir.

Dolayısıyla;

Anayasa’nın 38/4. Maddesi gereğince masumiyet karinesinin ve 49. Maddesi gereğince çalışma hakkının açık ihlaline neden olan şikayet konusu memuriyetten çıkarma işlemi başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve temel hak ve özgürlükleri konu edinmiş sair uluslararası anlaşma hükmünün de ihlaline neden olmaktadır.

7) Bu çerçevede ele almak gerekirse, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. Maddesi olağanüstü hal dönemlerinde taraf devletlerin, sözleşmeye aykırı tedbirler alabilmesi olanaklıdır. Ancak aynı madde, OHAL dönemlerinde dahi, sözleşmenin 2, 3, 4 ve 7. Maddelerinde hükme bağlanan özgürlüklere devlet eliyle müdahale edilmesine olanak vermemektedir.

Dolayısıyla sözleşmenin hükme bağladığı genel ilke ve haklarına aykırı düzenlemeler ve her türlü yönetsel işlem, karar ve eylemin olağanüstü halin gerektirdiği hususlarda alınacak “geçici, kısıtlı ve denetimli” tedbirleri içermesi gerekmektedir. Bir başka ifadeyle bu dönemlerde düzenlenen hükümlerin olağanüstü dönemin gereklerini aşacak biçimde kalıcı nitelik taşıması kabul edilemez.

T.C. Anayasası’nda yer alan hak ve özgürlüklerinin ihlalinde de vurguladığımız gibi,

 

·        Şikayet konusu idari işlemin görevden çıkarma sürecinde muhatabın hiçbir ihbar delilinin görülmemesi, savunma gerekçelerini ve delillerini sunamaması nedeniyle AİHS’nin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6.maddesinin,

·        Kullanıldıklarında T.C. Devleti tarafından hukuka aykırılığı hususunda uyarıda bulunulmayan ancak görevden çıkarma gerekçelerinde var olduğu açık olan bazı sendikalara üye olma ya da yine bazı bankalarda mevduatı olma gibi soyut gerekçeler nedeniyle “Kanunsuz Ceza Olmaz” başlıklı 7. Maddesinin,

·        Memuriyetten çıkarma kararının OHAL KHK’si kapsamında ele alınmak suretiyle yargı denetimi dışında bırakılma çabası nedeniyle “Etkili Başvuru Yolu” başlıklı 13. Maddesinin

ihlal edildiği açıktır.

8)                 T.C. Anayasası’nın 2. Maddesi “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Hükmünü içermektedir.

 

Bu hüküm dairesinde, devlet aygıtının tıpkı yurttaşlar gibi hukuk kurallarına bağlı hareket etmesi gereği yanında, aynı zamanda yasama organı başta olmak üzere, genel ve soyut norm ihdas eden organların, yurttaşlarını belirsizlik içinde bırakarak, hukuki istikrar ve belirliliği ortadan kaldırır biçimde kurallara müdahale etmemesi de gerekir.

Bunun sonucu olarak devlet erki, yurttaşların geçmişte sahip oldukları, kazanılmış haklarına etkide bulunacak işlem ve eylemlerde bulunmamak durumundadır.

Hukuk kurallarında sıklıkla değişiklikler yapan, suç saymadığı bir eylemi geçmişe dayalı olarak suç haline getiren, aynı biçimde hukuka aykırı kabul eden ve yapıldığı tarihte hukuka uygun sayılan eylemlerden dolayı geçmişe yönelik olacak biçimde yaptırım uygulayan bir devletin varlığı “hukuki güvenlik” ilkesini zedeleyecektir ve artık o devletin hukuk devleti olarak tanımlanması olanaklı olmayacaktır.

Anayasa Mahkemesi’nin 30.11.2007 tarih, 2006/61 E. 2007/91 K. sayılı kararında belirtildiği gibi;

“Hukuk devletinin ve verginin yasallığı ilkesinin temel özelliklerinden biri de "belirlilik"tir. Belirlilik ilkesi, yükümlülüğün hem kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını ifade eder. Buna göre, yasal düzenlemelerin herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gerekmektedir. Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. "Öngörülebilirlik şartı" olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır.”

Yukarıda ifade etmeye çalıştığım usuli hataların, dava konusu işlemi açık biçimde hukuka aykırı hale getirmesinin yanında, ihraç gerekçemde, ekli listede yer alan tüm memurlar için ortaya konan “Fethullahçı Terör Örgütüne (FETÖ/PDY) aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olduğu” iddiasının kabul edilebilir yanı bulunmamaktadır.

Bu nedenle, meslekten çıkarılma dair işlemin ortadan kaldırılması suretiyle, görevime iademin gerçekleştirilmesini saygılarımla dilerim. 






  



Yorum Yaz

Konuyla ilgili yorum göndermek için aşağıdaki formu doldurunuz *

Contact form submitted!
We will be in touch soon.